BOLKARLAR GEÇİT VERDİ BİZE

GÜN İNDİ AKŞAM ÇÖKTÜ BOLKARLARA
23 Haziran Cumartesi öğleden sonra başlayan çadırlı keşif gezimizin ilk durağı Kargıcak oldu. Kargıcak'ta içilen çayların ardından Sertavul'a hareket ediverdik. Hava yağmak üzereydi sanki. Sertavul'da İrfan ÇANAKÇI hocamız bizleri bekliyordu. İlk gece ev sahibimiz olacak daha sonra ise Ereğli'ye kadar rehberimiz olacaktı İrfan Hocamız. Akşam demlerinde Sertavul'a vardık. Yerleşimi yaptıktan sonra Sertavul'un müthiş doğasını yaşadık. Orman aralarından, yörük konaklarından, arı kovanlarından geçip kiraz ağaçlarında kurulu salıncaklarda sallandık. Akşam yenilen harika yemeğin ardından Adnan Apaydın abimizin öncülüğünde, Mahmut Dur hocamızın desteği ile türkü fasılımız başladı. Metin Abimizin güzel sesi ile de Sertavul'a ayrı bir coşku girdi. Yağan yağmura inat gecenin ben gideceğim dediği saatlere kadar balkon sefamız devam etti. Sonra buz gibi bir havada çekilen deliksiz uykunun ardından sabahleyin zımba gibi kalktık. Bayanların canhıraş şekilde hazırladıkları harika bir kahvaltıdan sonra Sertavul'a veda edip Karaman'a yöneldik. İrfan Hocamız bizi doğruca Manazan Mağralarına götürdü. Mağaralara vardığımızda gizemli bir atmosferde, daracık tünellerden 7-8 metrelik dik tünel merdivenleri ile çıkılan bir yapıya girdik. Toz zerrecikleri sanki tarih öncesinden gelir gibiydiler. Genzimizi yakıyordu. Hele bir de geçmekte bile zorlandığımız bu yapının içinde “At Meydanı” diye adlandırdıkları bu geniş bölmeyi bu insanlar nasıl oydular, nasıl yaptılar ve nasıl yaşadılar? Aklımızda daha bunun gibi onlarca soru ile ayrıldık Manazan Mağraları’ndan. Taşkale yıllara meydan okuyan tahıl ambarlarıyla karşıladı bizleri. Yaklaşık 40 metre yüksekliğe kadar ve 250'yi aşan sayıda tahıl ambarları. İşin en ilginç yanı da; Toprak Mahsulleri Ofisinin yaptığı araştırmaya göre bu tahıl ambarlarında 50 yıl kalan bir buğdayda sadece %5 oranında unlanma görülüyormuş. Müthiş bir yer. 
Taşkale'de yediğimiz yemeğin ardından yolumuz bu sefer Meke Gölü'ne yöneldi. Aklımda sadece göl olarak somutlaştırmaya çalıştığım bir göl ancak bu kadar kırmızı olur, ancak bu kadar ilginç olurdu. Kıpkırmızı haliyle ve ağır bir kükürt ve sanırım azot kokusuyla karşıladı bizi. Eşimle ikimiz ikinci krater gölünün olduğu söylenen tepeye çıktık. Ve Meke Gölü ikinci kez büyüledi bizi. Bir yandan aşağıdaki kıpkırmızı göl, bir yandan dışarıdan sadece tepe olarak gördüğün bir yükselti ve bu yükseltinin neredeyse ortasına kadar yeniden bir krater gölü bulunması; ancak, kelimeler kısa kalıyor yaşanmışlıktan.
İvriz içimde bir özlemdi Köy Enstitülerinden dolayı, gidip görmeliyim diyordum kendi kendime. İşte tam karşımdaydı. Ancak, o anlatılan İvriz Köy Enstitüleri, binaları, arazileri karşımda duranlar değildi. Zaman ve bizler kötü davranmıştık onlara.
İvriz Kaya kabartmasına ve suyun gözüne gittik. Harikaydı. 
Çİftehan ve Bolkar Dağları içimi kemiriyordu. Dağ insanı çağırırmıydı hemde görmeden. Çağırıyordu hem de acele et diyordu bana. Çiftehan'a vardıktan sonra Ali Hoca Köyü'ne döndük akşam olmuş hava kararmıştı. Üstelik bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Çadır kuracak ve sabah zirve yapacaktık. İçimi hüzün kaplamıştı; sanırım bu havada ne yatabiliriz ne de zirveye çıkabiliriz diyordum kimseye çaktırmadan hatta sezdirmeden. Ali Hoca köyü'nde bir alabalık işletmesinde yemek yiyecek ve orada kalacaktık. İşletmeye girdiğimizde binanın içerisinin çadır kurmaya elverişli olduğunu görünce yüzümde çocukça bir gülümseme belirmişti. Arkadaşlara baktığımda hepsinin yüzünde aynı gülümseme vardı. Meğer içimzden birbirimize çaktırmamaya çalıştığımız duygularımız aynıymış. Bir yandan yemek hazırlıkları, bir yandan çadır kurma telaşı. Müthiş bir ambians. Yemek, fasıl ve yol yorgunluğu erken yatırdı bizi ve özellikle beni. Sanırım kafam yastığa giderken uyumuşum. Rüyamda Bolkarların zirvesindeydim el sallıyordum babama, öğrencilerime, kızıma. Çevreme fazladan fazladan bakıyordum gelemeyenler, göremeyenler için. Kardan ayaklarım kayıyor kayalara tutunuyordum. Telaşla uyandım, saat 06:30 olmuş Hemen aceleyle çadırları söküp arabaya yerleştirdik. Bayanlar bir yandan maharetli elleriyle kahvaltıları hazırlıyorlardı. Hava akamki yağmurun ardından durulmuş, güneş kendini göstermişti. Yaşasıııııın. Kahvaltının ardından Çiftehan'dan gelen Kamil arkadaşımızın rehberliğinde Maden Köyüne ve oradan araçlarla gidilebilecek en üst bölgeye yöneldik. Önümüzde tüm heybeti, karları, sisleriyle Bolkarlar duruyordu işte. İçimizdeki sevinci yolda görüş alanı yüksek hakim bir tepeye geldiğimizde araçlardan inip halay çekerek ortaya çıkardık. Söze müziğe ne gerek vardı halay çekmek için. Karagöl'e çıkacaktık önce. Haziran aynın sonunda, buz gibi bir havada araçlardan indik. Karşımızda metrelerce yükseklikte kar kümeleri vardı. 2900 metreye tırmanmaya başladık. Yer yer kar kümelerinin üzerinde kaymamaya çalışarak yürüyor, tırmanıyorduk. Kar yürüyüşünde en çok zorlananın Andan Apaydın abimiz olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Mahmut hocam elinden tutarak çıkardı onu. Karagöl ilk göründüğünde boğazıma bir şey düğümlendi. İnsanın bir manzara karşısında ağlayası gelir mi? Benim geldi bilmiyorum neden ama hakikaten boğazımda yumruk vardı. Müthiş bir manzara hem de müthiş. Yemyeşil bir çevre içerisine sapsarı çiçekler bezenmiş ve ortasına Karagöl oturmuştu. İçime çektim gölü, suyu, çiçekleri ve Bolkarları, tuttum nefesimi. Sayısız çekilen fotoğraflar, sevinç çığlıkları ve Çinili Göl'e yolculuk. Karagöl 2900 rakımdaysa Çiniligöl sanırım 3000 olması gerek. Bir sürprizde Çinili Göl yapacaktı bize. Kendisine neden çinili göl denildiğini anlatıyordu üzerindeki mimozalarla. Dağın yamaçlarındaki karların ve çevresindeki çiçeklerin rengini alıp bize geri veriyordu çini çini oluyordu göl yüzeyi. İsmini koyan ne güzel koymuş. Dede Korkut gelse yine aynı ismi koyarmış bence. Burada çadır kurup günlerce bu görüntüyü seyretmek tutkusu saplanmıştı aklıma. Kesinlikle yapacağım bunu da. 
Gün inerken sis bulutları yalamaya başladı yanaklarımızı, ayaklarım geri geri gitmeye çalışsa, aklım burada kalsa da dönmek gerekti dönüp dönüp ardıma baktım, veda ettim Bolkarlara, Çinili Göl'e, Kara Göl'e.
Müthiş manzarayı arkamızda bırakarak Çiftehan'a geldik, Çakıt Dersi kenarında semavere koyduğumuz çayı yudum yudum içtim. Çakıt'ı seyrettim, sularının Bolkarlardan, Kara Göl'den, Çinili Göl'den geldiğini bilerek. 
Bir çocuğun uçurtma uçururken yaşadığı sevinci seyrederek döndük. 
GÜN İNDİ AKŞAM ÇÖKTÜ BOLKARLARA

G. TOLGA TOĞAY

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !